Marx'ın Kapital'ini Anlamak: 2-3. Bölüm: Para

İçindekiler

Önsöz

Giriş: Marx'ın Kapital'inin Yazılış Süreci

Giriş: Zamanımızda Marksizm

1) 1. Bölüm: Meta

2) 2-3. Bölümler: Para

3) 4-8. Bölümler: Artı-değer

4) 9-11. Bölümler: Sömürü

5) 12-14. Bölümler: Üretkenlik, İşbirliği ve İşbölümü

6) 15. Bölüm: Makine

7) 16-22. Bölümler: Ücret

8) 23-25. Bölümler: Birikim

9) 26-33. Bölümler: Kapitalizmin Kökenleri

Ek 1: Kapitalizmin Organik Krizi

Ek 2: 'Eksik Tüketim' ve Marksist Kriz Teorisi

Ek 3: Kâr Oranının Düşme Eğilimi

Terimler Sözlüğü


2-3.Bölüm: Para

Altın? sarı, pırıl pırıl, değerli altın!... Bunun şu kadarı bile, karayı ak; çirkini güzel, Yanlışı doğru; alçağı soylu; yaşlıyı genç; korkağı yiğit yapar. ...Nedir bu, ey tanrılar? Neden, bu Rahiplerinizi, uşaklarınızı yanınızdan kaçırır, Çeker gürbüz adamların yastıklarını başlarının altından; Bu sarı köle Din de kurar, din de bozar; kutsar lanetliyi; Kocamış cüzzamlıya tapılası kılar; hırsızlara yer verir, Onlara unvan, diz çökülüş ve onay kazandırır, Kürsüdeki senatörlerle bir tutar; odur o, Dul kalmış kadına yeniden koca bulan: Gel, lanetli toprak, Sen insanlığın ortak fahişesi. (Shakespeare, Atinalı Timon, 4. Perde, 3. Sahne)

  1. bölümde meta ve değer kavramlarını analiz eden Marx, şimdi dikkatini para sorununa yöneltir; paranın meta üretimi ve değişiminde oynadığı çeşitli rolleri ve işlevleri, ayrıca para, metalar ve değer arasındaki ilişkiyi açıklar.

Önemle vurgulanmalıdır ki, Marx'ın analizi, para sorununu materyalist ve diyalektik bir bakış açısıyla anlama çabasına dayanır; yani paranın tarihsel kökenlerinden günümüzdeki biçimine kadar geçirdiği evrimin haritasını çıkarmayı ve bu esnada paranın asli ve dinamik rolünü, kapitalizmin temelini oluşturan meta üretimi ve değişiminin genel devinimi bağlamında açıklamayı amaçlar.

Para sadece özel bir meta olmasına rağmen, belirli bir rolü ve işlevi vardır. Metalar artık değişimde birbirleriyle doğrudan yüz yüze gelmezler, bunun yerine parayla değişilirler.

İkili doğa:

Marx'ın Kapital'de sunduğu Shakespeare'in Atinalı Timon'undan alınan bu alıntı, paranın -ve özellikle altının- tarih boyunca toplum içinde nasıl saygın bir yer edindiğini ortaya koyar. O hem her yerde hazır ve nazır hem de her şeye kadir görünür; önünde eğildiğimiz ve hepimiz üzerinde gücü olan mistik bir kuvvettir. Gerçek gereksinmelerimiz -hem bireysel hem de toplumsal- paraya, yani "insanlığın ortak fahişesi"ne duyulan ihtiyacın gölgesinde kalır.

Ancak daha önce de tartışıldığı gibi Marx, 1. bölümde para kavramının genel ve evrensel bir meta üretimi ve değişimi sisteminin mantıksal bir zorunluluğu olduğunu açıklar; bu, üretimin artık doğrudan tüketim için değil değişim için olduğu ve kadınlarla erkeklerin birbirlerinin karşısına artık insanlar olarak değil meta sahipleri olarak çıktıkları bir özel mülkiyet sisteminin sonucudur. Bu nedenle para sorununu anlamanın anahtarı, metaların tarihsel gelişimini analiz etmektir: "Bu yüzden, para fetişinin bilmecesi, şimdi gözle görünür hale gelen ve gözlerimizi kamaştıran meta fetişinin bilmecesinden başka bir şey değildir."

  1. bölümde Marx, metaların -değişim için üretilen emek ürünlerinin- nasıl ikili bir doğaya sahip olduğunu açıklar. Bir yanda onlar kullanım-değerleridir, toplumda bir yararlılığa sahip olan şeylerdir. Öte yanda, bu tür metalar bir değişim-değerine, yani diğer metalarla nicel bir ilişkiye sahip olmalıdır. Fakat bu ikili doğa aynı zamanda bir çelişkiye de yol açar; metaların kullanım-değerleri ve değişim-değerleri olarak ayrışmasına ve aralarında bir gerilime neden olur.

"Meta sahibi için kendi metası, hiçbir dolaysız kullanım-değerine sahip değildir. Öyle olsaydı metasını pazara getirmezdi. Onun başkaları için kullanım-değeri vardır; ama kendisi için tek dolaysız kullanım-değeri, bir değişim-değeri taşıyıcısı olması ve sonuç olarak bir değişim aracı olmasıdır... Bütün metalar, sahipleri için kullanım-değeri değildir, ama onlara sahip olmayanlar için kullanım-değeridirler. Bu nedenle, hepsi de el değiştirmek zorundadırlar."

Dolayısıyla, metaların sahibi için üretim, sadece bir amaca ulaşmak için kullanılan bir araçtır, ihtiyaç duydukları diğer metaları elde etmenin bir yoludur. Meta sahibini ilgilendiren şey, metanın bizzat yararlılığı değil, bu metanın diğer metalarla değişilebilmesidir. "Bu nedenle metalar, kullanım-değerleri olarak gerçekleşmeden önce, değerler olarak gerçekleşmek zorundadırlar."

Bu bağlamda, bir özel mülkiyet ve değişim için üretim sistemi (yani bir metalar sistemi) içerisinde üretime dahil olanlar, kendi emeklerine sürekli olarak yabancılaşırlar; ürettikleri şeyler kendileri için değil, sadece başkaları için yararlıdır.

Üretimin ortaklaşa bir süreç olduğu ilkel topluluklarda bu tür bir yabancılaşma yoktur ve meta üretimi, çeperle, yani diğer topluluklarla değişilen o nesnelerle sınırlıdır. Ancak meta üretiminin ve değişiminin dinamiklerinin ve yasalarının, bir kez başladığında kendini topluma dayatan kendine ait bir mantığı vardır. Marx'ın belirttiği gibi, "Ürünler, bir topluluğun dış ilişkilerinde meta haline gelir gelmez, bir tepki olarak, topluluğun iç yaşamında da meta haline gelirler."

Başka bir deyişle, emek ürünleri dışarıda ticarete konu olur olmaz -böylece bir topluluğun metalarında içerilen emek-zamanı, diğerininkiyle karşılaştırılmaya başlandığında- aynı karşılaştırma zorunlu olarak, önceden değişilmeyen, aksine herkesin ortak yararı için üretilen bir topluluğun içsel emek ürünleri arasında da başlar. Böylece metaların yasaları belirli bir aşamada ilkel toplum içinde kendilerini kabul ettirmeye başlar ve kullanım-değeri ile değişim-değeri arasındaki ayrılık kesinleşir.

"Zamanla, en azından ürünlerin bir kısmı, kasıtlı olarak değişim amacıyla üretilmek zorundadır. O andan itibaren, nesnelerin doğrudan tüketim için yararlılığı ile değişimdeki yararlılığı arasındaki ayrım sıkıca yerleşmiş olur. Onların kullanım-değeri, değişim-değerinden farklılaşır."

Bireysel mal sahibi, kendi metasını kendisi için bir kullanım-değeri olarak görmese de, metaların değişilebilmesi için bir kullanım-değerine sahip olması gerekir. "Çünkü onlara harcanan emek, ancak başkaları için yararlı bir biçimde harcandığı sürece hesaba katılır... ancak değişim eylemi, bu emeğin başkaları için yararlı olup olmadığını ve dolayısıyla ürününün başkalarının gereksinmelerini karşılayıp karşılayamayacağını kanıtlayabilir." Değişim eylemi, bu nedenle, herhangi bir emek ürününün toplumsal yararlılığının tek kanıtıdır.

Bu arada, metalar arasındaki nicel ilişkiler -yani değişim-değerleri- ancak toplum içindeki sayısız değişim eylemi aracılığıyla yerleşir.

"Bunların nicel değişim oranları başlangıçta tamamen raslantısal olarak belirlenir... nesnelerin değişilebilir olduğu nicel orantı, bizzat onların üretimine bağımlı hale gelir. Âdetler, bunların değerlerini belirli büyüklüklerde sabitler."

Dolayısıyla Marx'ın paranın gelişimine ilişkin analizi, metanın yukarıda özetlenen gelişimini kavramaya dayanır. Meta üretimi ve değişimi giderek genelleştikçe, değerin genel biçiminin ortaya çıktığını görürüz. Her bireysel üretici, kendi özel ürününü piyasada bulunan çok sayıdaki ürünle değişmek ister. Bu sistem evrenselleştikçe, evrensel bir eşdeğere, yani diğer tüm metaların değerinin karşılaştırılabileceği bir ölçüt (metre) görevi gören tek bir metaya yönelik toplumsal bir gereksinim büyür. Bu evrensel eşdeğer, paranın temelidir.

Para kavramı, öyleyse, üreticilerin emeklerine yabancılaşmasının nihai biçimidir. Artık doğrudan tüketim için üretim görmüyoruz; metalar, mal sahibi için değişim-değeri olarak üretilip, sırf diğer kullanım-değerlerini elde etmek için basitçe takas edilmektedir. Artık bunun yerine üretici, kendi emek ürününün karşılığında para talep etmektedir. Emeğin en soyut ve evrensel biçimini temsil eden, kendi emeğinin değerini evrensel olarak temsil etme yeteneği dışında mal sahibi için hiçbir kullanım-değeri barındırmayan para.

"Para, emek ürünlerinin fiilen birbirleriyle eşitlendiği ve böylece metalara dönüştürüldüğü değişim sürecinin içinden zorunlu olarak kristalleşir. Değişim olgusunun tarihsel olarak genişlemesi ve derinleşmesi, metanın doğasında gizil olarak bulunan kullanım-değeri ile değer arasındaki karşıtlığı geliştirir... O halde, emek ürünlerinin metalara dönüşümü tamamlandığı oranda, belirli tek bir meta da paraya dönüşür."

Değişim aracı:

Demek ki para, meta üretimi ve değişiminin gelişmesinden doğar. Peki belirli bir metanın evrensel eşdeğer olarak ortaya çıkışını belirleyen nedir? Marx şöyle der: "Güçlük, paranın bir meta olduğunu anlamakta değil, bir metanın nasıl, niçin ve hangi yollardan para haline geldiğini keşfetmektedir."

"Görünüşte olan şey, belirli bir metanın diğer tüm metalar değerlerini onda ifade ettiği için para haline gelmesi değil; tam aksine, para olduğu için diğer tüm metaların değerlerini evrensel olarak o belirli metada ifade etmeleridir."

Tek bir metanın para olarak kristalleşmesi "başlangıçta bir rastlantı meselesi" olsa da, Marx yine de değerli madenlerin -özellikle altın ve gümüşün- para olarak gelişmesinin maddi bir temeli olduğunu açıklar. Bu tür madenler estetik nitelikleri nedeniyle değil, nesnel faktörler nedeniyle para haline gelmişlerdir. Bir yandan homojen ve tekdüzedirler; altın altındır, hep aynı altındır. Diğer yandan, nicel olarak bölünebilir ve değişken büyüklükteki ağırlıklar halinde yeniden birleştirilebilirler; ve böylece farklı değer miktarlarını temsil edebilirler. Buna ek olarak madenler dayanıklıdır; daha çabuk bozulabilen bir metanın evrensel eşdeğer olarak yeterli olmayacağı açıktır.

Değerli madenlerin bu yararlı özelliklerinin yanı sıra, onların en üstün meta (par excellence commodity) olarak ortaya çıkmalarında önemli bir faktör daha yatıyordu: Belirli bir miktar altın veya gümüş üretmek için gereken büyük miktardaki emek nedeniyle, bu tür madenlerin küçük miktarlarının, diğer daha az değerli metaların büyük miktarlarını temsil etmek üzere kullanılabilmesi gerçeği.

Bu gerçeğin arkasında, meta üretimi ve değişimi sistemi içinde paranın kilit bir rolü yatar: Değerin bir ölçüsü ve bir değişim aracı olarak rolü; yani bir metada içerilmiş toplumsal olarak gerekli emek-zamanının evrensel ölçüsü olarak rolü:

"[Para] böylece değerin evrensel ölçüsü olarak işlev görür ve özgül eşdeğer meta olan altın, ancak bu işlevi yerine getirdiği içindir ki para haline gelir... "...Değer ölçüsü olarak para, metalarda içkin olan değerin ölçüsünün, yani emek-zamanının zorunlu görünüş biçimidir."

Ancak zamanla, toplum içinde değişilen metaların toplam değeri arttıkça ve bu değişimler daha sık hale geldikçe, paraya yönelik nesnel ihtiyaç öylesine büyür ki, sikkelerin içinde bulunan değerli madenin gerçek değeri ile onların nominal değer temsili birbirinden kopar: "Altının adı ve onun maddesi, itibarî içeriği ve gerçek içeriği, birbirinden ayrılmaya başlar."

Bu noktadan itibaren para, yalnızca bir işaret (token), değerin bir simgesi haline gelir. Bu da beraberinde tamamen yeni bir olasılıklar dünyasının kapılarını açar. Artık dolaşıma atılabilecek para miktarının hiçbir sınırı yoktur: "Dolayısıyla, kâğıt banknotlar gibi nispeten değersiz nesneler, altının yerine sikke olarak hizmet edebilir. Paranın (currency) bu tamamen simgesel karakteri, madenî işaretler durumunda hâlâ bir ölçüde maskelenmiş durumdadır. Kâğıt parada ise apaçık ortaya çıkar. Ama gördüğümüz gibi: her şey ilk adıma bağlıdır."

Bugün bu sürecin mantıksal sonucunu görüyoruz: Sadece altın ve gümüş sikkelerin yerini daha az değerli madenler almadı; sadece sikkelerin kendilerinin yerini kâğıt banknotlar almadı; bugün biz parayı sadece dijital bilgi olarak, ekrandaki sayılar olarak temsil ediyoruz. El değiştirmesi için artık fiziksel değer işaretlerine ihtiyaç yoktur; bunun yerine elektronik banka transferlerimiz var.

Enflasyon ve para arzı:

Bir takas (trampa) sisteminde, metanın metayla değişildiğini -yani M-M'yi- görürüz. Bundan, paranın aracılık ettiği bir değişim, yani M-P-M gelişir. Böylelikle para, değerin evrensel eşdeğeri olarak dolaşım aracı olarak eşzamanlı bir rol oynar ve tek bir değişim eylemini iki kutuplu bir sürece dönüştürür: Bir M metanın P parasıyla değişildiği bir satış; ve P parasının başka bir M metası satın almak için kullanıldığı bir satın alma. Elbette, biri için satış (M-P) olan şey, aynı zamanda diğeri için satın almadır (P-M); her satıcı bir alıcıdır ve her alıcı bir satıcıdır. Toplamda artık şu değişim sürecine ulaşmış oluruz: M-P-M. Metalar üretim ve tüketim eylemleri yoluyla dolaşıma girer ve çıkarlar, ama para hep geride kalır; "Dolaşım, parayı her gözeneğinden terletir."

O halde para, meta üretiminin ve değişiminin tüm akışını sağlayan yağlayıcı görevi görür; birbirleriyle hiç karşılaşması gerekmeyen bireyler veya topluluklar arasında evrensel ticareti ve değişimi olanaklı kılar ve değişim eylemini hem zamanda hem de mekânda parçalara ayırır. Böylece hareketlilik ve devinim, dinamizm ve değişim sağlar. Böylesi bir adım, piyasanın -ve dolayısıyla üretici güçlerin- genişleme potansiyelinde güçlü bir sıçramaya işaret eder. Ama bunun içinde tehlikeler de vardır. Artık alım ve satımın birbirinden ayrı iki farklı sürece ayrışması olasılığı doğar. Bu, kapitalist krizlerin temelidir.

"Dolaşım, ürünlerin doğrudan trampasının dayattığı tüm zamansal, mekânsal ve kişisel engelleri yıkar geçer; ve bunu, buradaki durumda bizzat kişinin kendi ürününün değişimi ile bir başkasınınkinin elde edilmesi arasında mevcut olan doğrudan özdeşliği, satış ve satın alma gibi iki karşıt (antitetik) bölüme ayırarak yapar."

Aynı şekilde bugün elektronik transferler, dünyanın dört bir yanına yayılmış koca bir üreticiler ordusunun Amazon veya eBay üzerinden mallarına alıcı bulabildiği, gerçekten küresel ölçekte bir piyasa açmıştır. O halde paranın tarihi, üretici güçlerin gelişmesi ve genişlemesine yönelik nesnel ihtiyacın tarihidir.

Dolaşıma sokulabilecek para miktarının görünüşte bir sınırı olmamasına rağmen, bu miktarın yine de keyfî olmadığı açıktır. Bir değişim aracı olarak rolüyle para, değerin bir ölçüsüdür. Değerin evrensel ölçüsüdür. Dolayısıyla, dolaşımdaki para miktarı nihai olarak dolaşımdaki metaların toplam değerine bağlı olmalıdır; ki bu da para cinsinden bu metaların fiyatlarının toplamına ve el değiştirme hızlarına (devir hızı veya devinme) eşdeğerdir. Eğer metaların niceliği sabit kalır da dolaşımdaki banknotların miktarı iki katına çıkarsa, her bir metanın fiyatı da iki katına çıkacaktır.

Bu bağlamda, dünya piyasasında dolaşan altının genel olarak sınırlı ve istikrarlı miktarı, altının güvenilir bir fiyat ölçütü olma rolünü güçlendirmeye yardımcı oldu. "Bu nedenle, ölçüm birimi (burada altının niceliği) değişime ne kadar az maruz kalırsa, fiyat ölçütü görevini o kadar iyi yerine getirir."

Bununla birlikte, değerli madenlerin para metası veya para birimleri için bir sabitleyici (peg) olarak kullanılması, fiyatların istikrarını garanti etmez. Bu, 16. yüzyıldaki İspanyol İmparatorluğu örneğiyle kanıtlanmıştır; İspanyol yöneticiler Güney Amerika'daki sömürgelerden yağmaladıkları altın ve gümüş bolluğuyla İspanya'yı doldurduktan sonra kendilerini yüksek enflasyon ve düşük yatırım gibi istikrarsız bir durumun içinde bulmuşlar ve bu da en nihayetinde İspanyol ekonomisinin çöküşüne yol açmıştır. O zamanlardan bir atasözünün ironik bir şekilde belirttiği gibi: "İspanya'da gümüş dışında her şey pahalıdır."

Benzer şekilde, bugün altın standardına -yani para birimlerinin sabit bir miktar altına sabitlendiği bir sisteme- geri dönmenin, enflasyon tehlikelerine karşı şaşmaz bir savunma olacağını hayal edenler vardır. Ancak altın standardı her derde deva (panacea) değildir. Eninde sonunda meta üretimi ve değişiminin gereksinimleri kendini dayatır; daha fazla paranın dolaşımına duyulan ihtiyaç ortaya çıkar; ve para arzı ile tek bir meta (ister altın ister başka bir şey olsun) arasındaki katı bağ, ekonominin büyümesinin ve üretici güçlerin gelişmesinin önünde bir engel haline gelir. Altın sikkelerden -altın meskûkât standardı (gold specie standard) olarak bilinir- altın destekli kâğıt banknotlardan oluşan bir para sistemine geçişi zorlayan şey buydu; ve bugün altın standardının tamamen terk edilmesine yol açan şey de buydu.

Bugün bir ulusun merkez bankası kendi para biriminin arkasında durmaktadır. Banknot basımı üzerinde bir tekele sahiptir. Her banknotun üzerinde hamiline belirli bir miktarda para birimi ödeme vaadi bulunur. Eğer bankacılık sistemine veya para birimine olan güven kaybolursa, bu durum 2007'de Northern Rock'ta yaşandığı gibi 'bankaya hücuma' yol açabilir. Merkez bankası veya devlet güveni yeniden tesis etmek için devreye girmeye zorlanır.

Dolayısıyla paranın değeri, nicel, ilişkisel bir ifade olmakla birlikte, keyfî veya tesadüfi değil, aksine nesnel bir maddi temele dayanır: toplumsal olarak gerekli emek-zamanının bir temsili olarak. Bu önemli gerçek, özellikle bugün gördüğümüz enflasyon ve para arzı sorunu ile ilgili eşit derecede önemli sonuçlara sahiptir.

Uluslararası alanda, Büyük Buhran (Great Depression) sırasında altın standardının terk edilmesinin ardından Bretton Woods sistemi kuruldu; bu sistemde ulusal para birimleri ABD Dolarına sabitlenmişti, o da dünya altınının üçte ikisinin Fort Knox kasalarında yatması nedeniyle "altın kadar iyi" idi. Ancak 1960'ların sonu ve 1970'lerin başındaki küresel ekonomik krizin ardından Bretton Woods anlaşması çöktü. 1920'lerde İngiltere'nin aşırı değerli bir altın standardına bağlılığında veya bugün Yunanistan ekonomisinin Euro ile ilişkisinde olduğu gibi, sabit döviz kurları, azalan rekabet gücünün ardından politik olarak imkânsız hale geldi. Sabit bir döviz kuru olduğu sürece, rekabet gücünü korumak için para biriminin devalüasyonu bir seçenek değildir. Bunun yerine işçiler, ulusal ekonomilerinin azalan rekabet gücünün bedelini ücret kesintilerini kabul ederek ödemeye zorlanırlar. Bugün, bunun yarattığı siyasi sorunlardan kaçınmak için para birimlerinin döviz kurları birbirlerine karşı dalgalanabiliyor (float), merkez bankaları ise serbestçe para basıp para birimini devalüe edebiliyor. Buna rağmen işçiler yine ülkelerinin ekonomik çöküşünün bedelini ödemekten kurtulamıyor, zira devalüasyon ithalat fiyatlarının artmasına neden oluyor ve böylece reel ücretler her hâlükârda düşüyor.

Bugün kapitalizm tarihinin en derin kriziyle birlikte, merkez bankaları çaresizce 'miktarsal gevşeme' (quantitative easing - QE) önlemine başvurdular; finansal varlıkları satın alarak para arzını artırdılar. Gerçekte bu tür QE, para basmanın sadece başka bir yoludur ve "yüzyıllar süren sürekli para bozma (debasement) işlemlerinden sonra... altın sikkelerin orijinal ağırlıklarından geriye adlarından başka bir şey bırakmayan" "krallar ve prensler" gibi, gelecekte enflasyonun artması tehdidini doğurur.

Ancak mevcut krizin bir parçası olan talep çöküşü, QE'nin -daha yüksek enflasyona yol açmaktan ziyade- küresel ekonominin istikrarsızlığına sadece katkıda bulunduğu anlamına gelmektedir. Ucuz para, piyasaları sular altında bırakmakta ve özellikle yükselen ekonomilerde (emerging economies) spekülatif balonları şişirmektedir. Bu da yine para arzıyla ilgili temel soruya geri döner: Dolaşımdaki para maddi bir temele sahip olmalıdır; nihayetinde dolaşımdaki metalarda içerilen gerçek değer -yani toplumsal olarak gerekli emek-zamanı- cinsinden bir temele.

Ödeme aracı:

Yukarıda tartışıldığı gibi, bir dolaşım aracı olarak para, meta üretimi ve değişimi için olasılıklarla dolu bir dünya açar. Artık bireysel üretici, emeğinin kendi özel ürününü emeğin en genel ve soyut biçimi olan evrensel eşdeğerle değişebilir. Bu da, değerin hemen harcanmak yerine saklanmasına ve biriktirilmesine olanak tanır. Daha büyük satın almaları mümkün kılmak için para tasarruf edilebilir ve biriktirilebilir; ve daha uzun bir süreye yayılan tüketim, üretimin sürekli dalgalanan doğasına karşı pürüzsüzleştirilebilir.

Bununla birlikte para, alıcının gelecekte ödeme yapacağına dair bir söz görevi görerek 'ödeme aracı' olarak yeni bir rol geliştirir. "Bu yüzden, o metanın bedelini ödemeden önce satın alır. Satıcı var olan bir malı satar; alıcı ise yalnızca paranın temsilcisi, daha doğrusu gelecekteki paranın temsilcisi olarak satın alır. Satıcı alacaklı, alıcı borçlu olur."

İstifleme ve tasarruf etme, ödünç verme ve borçlanma yeteneği, meta üretimi, değişimi ve dolaşımının genel dinamiklerine diyalektik bir çelişki sokar. Artık önce satmadan satın almak; karşılığında fiilen hiçbir şey ödemeden mülk edinmek mümkündür. Bu durumda, el değiştiren metalar ile bu metalar için fiilen ödeme yapabilme yeteneği arasında bir kopukluk söz konusudur. "Alıcı, metaları paraya çevirmeden önce, parayı tekrar metaya çevirir."

Bu kopukluk, piyasanın her zaman dengede (equilibrium) olacağını savunan ve Marx'tan önce egemen fikir olan 'Say Yasası'nı darmadağın eder. Say Yasasına göre, genel aşırı üretim krizleri imkânsız olmalıdır, çünkü her satıcı aynı zamanda bir alıcıydı; dolayısıyla her satış, piyasaya eşdeğer bir satın alma getirmelidir. Oysa şimdi satıcıların istifleme yapabildiğini görüyoruz. Onların tasarrufları, buna karşılık olarak, kredi için -yani borçlanan alıcılara kredi vermek için- temeli oluşturur.

Tarih boyunca krediler şeklindeki para borç vermenin, piyasayı yapay olarak genişletmek, üretici güçlerin kapitalizmin sınırlarının ötesine doğru genişlemeye devam etmesine izin vermek; toplumun üretme kabiliyetinin kitlelerin sınırlı tüketme kabiliyetinin üstesinden gelmesini sağlamak için nasıl kullanıldığını görüyoruz. Ancak sistem kendi sınırlarını sonsuza dek aşamaz. Belirli bir noktada, 2008'deki 'Kredi Krizi'nde (Credit Crunch) olduğu gibi, gerilmiş bir lastik bant mutlaka geri sekmeli veya kopmalıdır. Borçların temerrüde düşmesiyle birlikte, ödemeler dengesi içindeki anarşi ve kaos belirgin hale gelir. Alacaklılar geri ödemelerini talep ederler ve daha fazla kredi vermeyi reddederler. Ödeme vaatleri tüm anlamını yitirir; yalnızca nakit (hard cash) işe yarar. Kredi dizginlenir, dolaşımın devinimi -ve dolayısıyla üretim de- durma noktasına gelir. Kredi eksikliği krize neden olmaz; kriz, kredi eksikliğine neden olur.

"Bu çelişki, sınaî ve ticari bir krizin para bunalımı olarak bilinen yönünde patlak verir. Böylesi bir bunalım, ancak uzayıp giden ödemeler zincirinin ve bunların kapanması için yapay bir sistemin tam olarak geliştiği yerlerde meydana gelir. Bu mekanizmada genel bir bozukluk olduğu zaman, bunun nedeni ne olursa olsun, para aniden ve doğrudan, hesap parasının düşünsel biçiminden çıkar ve nakit para halini alır. Sıradan mallar (profane commodities) artık onun yerini alamaz. Metaların kullanım-değeri değersiz hale gelir ve onların değeri, kendi değer biçiminin karşısında yok olur."

Öyleyse, paranın bir ödeme aracı rolüyle, paranın bizzat kendisinin nasıl bir güç kaynağı haline geldiğini görürüz. Parasını biriktiren ve ödünç verenler, borçlanan ve harcayanlar üzerinde tahakküm kurarlar. Borçlu, alacaklının diktasına boyun eğmek zorundadır. Örneğin geçmişin hükümdarları, maliyetli savaşlar yürütürken kendilerini borca batırdıktan sonra nihayetinde güçlerini gelişen burjuvaziye, sermaye sahiplerine kaptırmışlardır. Fakat paranın toplumsal bir ilişki olma rolü, bankaların ve finansal piyasaların tüm toplumu boğazından yakaladığı ve kanlarının son damlasına talep ettiği günümüzdeki kadar hiçbir yerde bu denli açık değildir.

Paranın geleceği:

Hayatın her alanında görülebileceği gibi, yönetici sınıf egemenliğini sağlama almaya çabalar. Sürekli olarak kapitalizmin olası dünyaların en iyisinde herkesin iyiliği için olduğu mitini teşvik eder. Başlangıçta nasılsa, şimdi de öyledir ve hep öyle kalacaktır: Sömürücülerin ilahisi budur, onlar mevcut durumun 'doğal' ve 'ideal' düzeni temsil ettiği, dolayısıyla sonsuz ve değişmez olduğu yanılsamasını pekiştirmeye çabalarlar.

Marksistler ise aksine, olguların kökenlerini somut maddi koşullar bağlamında anlayan ve çelişki yoluyla onların değişiminin tarihsel gelişiminin haritasını çıkaran en tutarlı materyalistler olmayı amaçlarlar. Böyle bir yöntemle insan, bir sürecin gerçek içsel yasalarını ve hareketini açıklayabilir; ayrıca bu tür olguların toplumun başka yerlerindeki gelişmelerden nasıl etkileneceğini de anlayabilir.

Kapital 1. Cilt, 2. ve 3. bölümlerde Marx, bu yöntemi para sorununa titizlikle uygulayarak, paranın görünürdeki mistik ve büyülü niteliklerini söküp atar ve gerçek temel doğasını ortaya çıkarır. Paraya duyulan herhangi bir saygının yerine Marx, paranın maddi temelini açığa çıkarır ve böylece onun ne olduğunu ifşa eder: insanlık gelişiminin belirli bir aşamasında meta üretimi ve değişiminin zorunlu sonucu.

Öyleyse paranın geleceği nedir? Sosyalist bir toplumda para olacak mıdır?

Bu soruyu yanıtlamak için paranın meta üretimi ve değişimi sisteminin bir parçası olarak ortaya çıktığını hatırlamalıyız. Metaların varlığı ise özel mülkiyetin, yani emek ürünü üzerindeki özel mülkiyetin varlığını ima eder. Ancak sosyalist bir toplumun ilk adımları, ekonominin kilit kaldıraçlarını -bankaları, büyük tekelleri, altyapıyı ve toprağı- devralmak ve onları rasyonel ve demokratik bir üretim planı altına yerleştirmek olacaktır; başka bir deyişle, üretimi toplumsallaştırmak ve toplumun zenginliğini kamu ellerine teslim etmek olacaktır.

Böylesi bir adımla, toplumdaki kullanım-değerlerinin büyük bir çoğunluğu artık toplumsal bir biçimde üretilecek ve sahiplenilecektir. Mal ve hizmetlerin kâr amacıyla özel değişimine artık ihtiyaç kalmayacaktır; bunun yerine insanlar emekleriyle topluma 'yeteneklerine göre' katkıda bulunacak ve yaratılan ortak zenginlikten 'ihtiyaçlarına göre' alacaklardır. Toplumsal olarak üretilen ve toplumsal olarak sahiplenilen emek ürünleri, böylelikle meta olarak önceki statülerini kaybedeceklerdir.

Bitcoin gibi özgürlükçü (liberteryen) parasal deneyler başarısız olmaya mahkûmdur çünkü ekonomik krizlerin kaynağı olarak merkez bankalarını -ve onların para arzı üzerindeki tekellerini- görürler. Dolayısıyla bu 'kripto para birimlerinin' savunucuları, çözümün paranın yaratılma araçlarını dağıtmak olduğunu hayal ederler. Oysa kapitalizm altında sorunun asıl kaynağı, üretim araçları -yani toplumun zenginliğinin yaratıldığı araçlar- üzerindeki özel mülkiyet ve bundan akan kâr amaçlı üretim sistemidir; diğer bir deyişle, sorun kapitalist sistemin kendisidir. Krizleri ancak üretim araçlarını demokratik bir üretim planı altında toplumsallaştırarak ortadan kaldırabiliriz.

Elbette, 'geçiş dönemi' sırasında meta üretimi ve değişimi hâlâ var olacağı için üretimin toplumsallaşması hemen gerçekleşmeyecektir. Küçük üreticiler ve mal sahipleri gibi -küçük burjuvazi- kapitalizm unsurları bir süre daha var olmaya devam edecektir. Ancak ekonominin ana 'komuta tepeleri' belirleyici kaldıraçları, sosyalist bir üretim planının bir parçası olacak ve dolayısıyla zenginliğin çoğunluğu meta biçiminde olmayacaktır. Zaman geçtikçe, demokratik olarak planlanmış ekonominin verimliliği ve üstünlüğü kendini kanıtladıkça, küçük üreticiler bu sosyal plana katılmaya ikna edilecek ve teşvik edilecek; böylece meta üretiminin tüm kalıntıları sonunda sönümlenip yok olacaktır.

Meta üretimi ve değişiminin bu sönümlenmesiyle birlikte, konut kirası, kamu hizmetleri ve yaşamın temel gereksinimlerinden başlayarak paraya olan ihtiyaç da sönümlenip yok olacaktır. İşaretler (tokens), değişim-değerinin -yani toplumsal olarak gerekli emek-zamanının- bir temsili olarak hareket etmek yerine, emek ortak ürünleri üzerindeki hakkı/yetkiyi belirtmek üzere verilebilir. Mevcut teknoloji ile fiziksel işaretler basitçe dijital bilgiyle değiştirilebilir. Halihazırda dev çokuluslu şirketlerde kâr adına görülen o muazzam planlama seviyesi, bizi piyasanın görünmez elinin anarşisinden ve kaosundan kurtarmak ve herkes için bir bolluk dünyası sağlamak amacıyla küresel ölçekte uygulanabilir. Ve dünya ölçeğinde parmaklarımızın ucundaki devasa üretici güçlerle, kıtlığın geçmişin tarihsel bir sapması olacağı bilgisinin güveniyle, paraya ihtiyaç duymadan tüm ihtiyaçlarımızın karşılanacağı bir süper-bolluk (superabundance) toplumuna hızla geçmememiz için hiçbir neden yoktur.

Bu konudaki son sözü, büyük Rus devrimcisi Lev Troçki'ye bırakıyoruz:

"Komünist bir toplumda, devlet ve para ortadan kaybolacaktır. Bu nedenle onların kademeli olarak sönümlenmesi sosyalizm altında başlamalıdır. Sosyalizmin gerçek zaferinden ancak devletin bir yarı-devlete dönüştüğü ve paranın sihirli gücünü kaybetmeye başladığı o tarihsel anda söz edebileceğiz. Bu, kapitalist fetişlerden kurtulmuş olan sosyalizmin insanlar arasında daha aydınlık, özgür ve onurlu bir ilişki yaratmaya başladığı anlamına gelecektir. Paranın 'kaldırılması', ücretlerin 'kaldırılması' veya devletin ve ailenin 'tasfiye edilmesi' gibi karakteristik anarşist talepler, sadece mekanik düşünmenin modelleri olarak bir ilgiye mazhardırlar.”  

"Para keyfi olarak 'kaldırılamaz'; devlet ve eski aile de 'tasfiye edilemez'. Bunların tarihsel misyonlarını tüketmeleri, buharlaşmaları ve dökülüp düşmeleri gerekmektedir. Para fetişizmine ölümcül darbe ancak toplumsal servetin istikrarlı büyümesinin, biz iki ayaklılara, emeğin her bir fazla dakikasına karşı cimrice tutumumuzu ve rasyonumuzun büyüklüğü (payımızın miktarı) hakkındaki o aşağılayıcı korkumuzu unutturduğu aşamada indirilecektir. İnsanlara mutluluk getirme veya onları toza toprağa bulayıp çiğneme yeteneğini kaybeden para; istatistikçilerin kolaylığı için ve planlama amaçları için yalnızca defter tutma makbuzlarına dönüşecektir. Daha da uzak bir gelecekte muhtemelen bu makbuzlara da ihtiyaç duyulmayacaktır. Ama bu sorunu bütünüyle bizden daha zeki olacak olan gelecek nesillere bırakabiliriz."


Metin üzerine daha derin okuma yapmak isterseniz Kapital'in ilgili bölümüne buradan ulaşabilirsiniz: 2-3.Bölüm: Para


[dictionary]

Temel Ekonomi Politik Terimleri Sözlüğü

  • Meta (Commodity): Doğrudan tüketilmek için değil, piyasada başka ürünlerle değiştirilmek amacıyla üretilen emek ürünüdür. Hem toplum için bir yararlılığa (kullanım-değerine) hem de diğer ürünlerle değiştirilebilme oranına (değişim-değerine) sahip ikili bir doğası vardır.

  • Değişim-Değeri (Exchange-value): Bir metanın başka bir metayla (veya parayla) hangi nicel oranda değiştirilebildiğini gösteren ilişkidir.
  • Değer (Value): Metaların değişimindeki ortak paydadır; farklı metaların içinde donmuş (billurlaşmış) olan soyut insan emeğinin bir ölçüsüdür.
  • Toplumsal Olarak Gerekli Emek-Zamanı (Socially necessary labour-time): Bir metanın değerini ve dolayısıyla fiyatının eksenini belirleyen unsurdur. Bir malı, toplumdaki ortalama beceri ve teknoloji koşullarında üretmek için harcanması gereken ortalama zamandır.
  • Evrensel Eşdeğer (Universal equivalent): Diğer tüm metaların değerlerinin kendi üzerinden ölçülüp karşılaştırılabildiği, zamanla tarihsel olarak altın ve gümüş gibi değerli madenlerde kristalleşen tek ve genel ölçüt metasıdır.
  • Dolaşım (Circulation / M-P-M): Metaların piyasada alınıp satılma sürecidir. Bir metanın satılıp paraya dönüşmesi (M-P) ve elde edilen o parayla başka bir metanın satın alınması (P-M) adımlarından oluşan döngüdür.
  • Değişim Aracı / Dolaşım Aracı (Means of exchange / circulation): Paranın, metaların takas (M-M) zorunluluğunu ortadan kaldırarak el değiştirmesini sağlayan ve ticareti mekan/zaman sınırlarından kurtaran temel işlevidir.
  • Ödeme Aracı (Means of payment): Paranın anında değişimde kullanılmak yerine, gelecekteki bir ödeme vaadi (borç ve kredi ilişkisi) olarak işlev görmesidir. Bu işlev, satmanın ve satın almanın birbirinden kopmasına ve krizlere zemin hazırlar.
  • Emek-gücü (Labour-power): İşçinin hayatta kalabilmek için kapitaliste sattığı potansiyel çalışma kapasitesidir. Bu metanın tüketimi bizzat yeni değerler yaratmak anlamına gelir.
  • Artı-değer / Artı-ürün (Surplus-value / Surplus-product): İşçinin kendi geçimini (gerekli-ürün) sağlamak için harcadığı emeğin ötesinde, kapitalist için karşılıksız olarak ürettiği fazlalıktır. Kapitalist sömürünün ve eşitsizliğin kaynağıdır.
  • Para Fetişizmi / Meta Fetişi (Money fetishism / Commodity fetish): Aslında insanlar (üreticiler) arasındaki toplumsal bir ilişki olan emeğin ve değerin, insanların gözüne metalar ve para arasındaki mistik, büyülü ve bağımsız bir ilişki gibi görünmesi yanılsamasıdır.
  • Miktarsal Gevşeme (Quantitative easing - QE): Günümüz kapitalizminde merkez bankalarının finansal varlıklar satın alarak para arzını artırması; yani piyasaya maddi temeli (gerçek değer karşılığı) olmayan ucuz para basarak spekülatif balonlar yaratması durumudur.
  • Kullanım-Değeri (Use-value): Bir nesnenin toplum içindeki pratik yararlılığı, yani bir insan ihtiyacını karşılama özelliğidir. Bir metanın, sahibinin kendisi için değil, o metayı satın alacak başkaları için taşıdığı değerdir.

[/dictionary]

Bu yazılar ücretsiz ama emek istiyor. Bir kahveyle destek olabilirsiniz.